Bilgi ve İletişim Hattı
0332 265 35 43
Makaleler

ÇOCUKLARDA YEME BOZUKLUKLARI

BESLENME

Çocukların beslenmesi,onların bedeni ve zihinsel yönden normal olmalarında, sağlıklı büyüme ve gelişmelerinde büyük bir önem taşır.

Çocukların sağlıklı olması dengeli ve yeterli beslenme ile mümkündür.

Sağlıklı bir beslenme düzeni için:

Süt ; çocuk gelişimi için en önemli besin kaynağıdır.Mutlaka içirilmelidir.

Kahvaltı günün vazgeçilmezi olmalıdır.

Yemek aile ile birlikte yenmelidir.

Yemek yemeyen çocuklara kesinlikle baskı yapılmamalıdır.

Çocuklar asla başka bireylerle kıyaslanmamalıdır.

TELEVİZYON REKLAMLARININ ÇOCUKLAR ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ

Son yıllarda, çocuk-reklam ilişkisi üzerine yapılan araştırmaların pek çoğunda, özellikle televizyonda yayınlanan reklamlar, çocukların sosyalleşme sürelerini konu almaktadır. Bu yoğunlaşmanın sebebi, günümüzde bir çocuğun ortalama okuma ya da oyuna ayırdığı zamandan fazlasını televizyon karşısında geçiriyor olmalarıdır.

Yapılan bir araştırmaya göre, Amerika yiyecek sanayisinin çocuk ürünlerine yönelik kapsamlı pazarlama çalışmaları vardır ve çocuklara yönelik televizyon programları esnasında reklamcılar oldukça baskındır. Amerika’da Mart 2000’de periyodik olarak haftada bir kez yayınlanan çocuk programları esnasında yayınlanan birbirinden farklı televizyon reklamlarının %46’sının yiyecek reklamlarına ait olduğu görülmüştür.

İştahla ilgili bilinmesi gerekenler

İştah, beyinde hipotalamus bölgesinde ki merkeze bağlıdır.Sinirler yoluyla bu merkez uyarılır, iştah azalır ya da artar.

Örneğin : güzel bir yemek gördüğünüzde ve kokusunu aldığınızda iştahınız açılırken, nahoş kokulu ve kötü görünüm de iştahınızı kapatır.

Yapılan istatistiklere göre kışın iştah daha fazladır.Bol oksijen ve temiz hava iştahı artırıcı bir etkendir.

Üzüntü iştahı azaltırken,sevinçli hallerde daha çok yemek yenildiği de gözlenmiştir.

İştah kişiden kişiye göre farklılık gösterir. Genetik faktörlerin beslenme üzerinde büyük etkisi vardır.

Enfeksiyon hastalıkları(grip,ateşlihastalıklar,aids) olduğunda iştah kapanırken bitiminde tekrar iştah seviyesi düzelir.

Yeme Bozuklukları

Yeme bozuklukları ergenler arasında görülen en ciddi zihinsel sağlık sorunlarından biridir.

Birçok psikoloğa göre, bu bozukluklar aslında ABD ve İngiltere ' de ve diğer bazı Avrupa ülkelerinde yaşayan ergenlik çağında ki beyaz kızlar arasında salgın haline gelmiş gibi görünen beden şekli ve büyüklüğü ile ilgili saplantılar ve diyet yapma ile bağlantıdır.

Yeme bozukluklarında karşılaşılan tıbbi sorunlar nelerdir?

Bu hastalıklar vücuttaki pek çok organı ve bu organların işleyişini olumsuz biçimde etkiler. Bu nedenle de çeşitli tıbbi sorunlar ortaya çıkar:

Kalp ve damar sistemi: Tansiyon düşüklüğü, nabız sayısının azalması, kalp ritm bozuklukları, kalp kasının erimesi, ani kalp durmaları en önde gelenlerindendir.

Sindirim sistemi: Kusmalara bağlı yemek borusu hasarları, şişkinlik, kabızlık, müshil kullanımına bağlı bağırsak bozuklukları

Hormonal değişiklikler: Adet düzensizlikleri ve adetlerin kesilmesi

Kemikler : Kemik erimesi (osteoporoz), kemiklerde çabuk kırılmalar

Dişler : Diş minelerinde erime, çürükler

Kansızlık ve vücudun savunma hücrelerinin azalması

Ölçme ve değerlendirme Araçları

Yeme Tutumları testi(eat): Yeme bozuklukları olan hastaların yemek yemeyle ilgili davranış ve tutumları, normal bireylerin yeme davranışlarında ki olası bozuklukları ölçmek için kullanılır. Türkçe’ye çevrilmiş ve geçerlilik güvenirlik çalışmaları yapılmıştır.

Hollanda Yeme Davranışları Anketi(DEBQ):

Yeme davranışlarını değerlendiren bir özbildirimölçeğidir.Güvenilirliği ve geçerliği vardır türkçe’ye çevirisi yapılmıştır.

EdingBulimiya Araştırma Testi( BITE): Bulimi belirtilerini taramak ve şiddetini değerlendirmek için geliştirilmiş bir testtir. Türkçe geçerliliği ve güvenirlilik çalışmaları yapılmıştır.

Yeme bozukluklarının nedenleri

Bazı kuramcılar yeme bozukluklarının temelinde biyolojik nedenlerin yattığını öne sürülmüştür.

Cinsel tacize uğrayan kız çocuklarında yeme bozuklarına yatkınlık oluşmasına neden olmaktadır.

Ergenlik , kişisel değişkenlikler ve kültür yeme bozukluklarında büyük önem arz eder.

Zihinsel hastalığa(duygu durum bozukluğu, şizofreni) genel eğilimin de yeme bozukluğu üzerindeki etkenlerden biri olduğunu söylemekte yarar var.

Obezite

Obezite vücutta aşırı yağ depolanması ile ortaya çıkan enerji metabolizması bozukluğudur.

Çocukluk çağında başlayan obezitenin erişkin dönemde de devam etmesi ve sağlık için risk oluşturması söz konusudur.

Obeziteye neden olan çok yemenin mekanizmasında hipotalamus vardır ve iştah merkezidir.

İnsan ve hayvanlarda ventromedialhipotalamusun tokluk, lateralhipotalamusun ise açlık sinyallerini alan merkez olduğu gösterilmiştir.

Hipertansiyon, dislipidemi, insülin rezistanıve psikolojik strese yol açması nedeni ile önemli bir morbidite nedeni olan obezite, çocukluk çağında giderek artan bir sıklıkta görülmektedir.

Gelişmiş ülkelerde yapılan çalışmalarda erişkinlerin %33'ünün, çocukların ise %20-27'sinin obez olduğunu göstermektedir.

Tedavi öncesi değerlendirme

Obezitenin genetik ve endokrin nedenleri gözden geçirilmeli, özellikle boy kısalığı olan obezite olguları üzerinde dikkatle durulmalıdır.

Obez çocuklarda erken hiperlipidemi, artmış kalp hızı, hepatiksteatoz, akantozisnigrikans ile bozulmuş glikoz metabolizması, uyku apnesi, polikistikover hastalığı ve hipertansiyon gibi birçok komplikasyon görülebilmektedir.

Obez çocuklar ortopedik sorunlar ve benlik saygısı yönünden değerlendirilmelidir. Ailede Tip II diyabet öyküsü bulunan adolesanobezlerdeglükozintoleransıaraştırılmalıdırr.

Çocukluk çağında obeziteye yol açan risk etmenlerine karşı alınacak tedbirler ile obezitenin önlenmesi hem bu komplikasyonlardan koruyacak hem de ileride sağlıklı birer erişkin olmalarını sağlayacaktır.

Tedavi

Diyet: Dengeli ve az kalorili bir diyet uygulanır. Normal kalori gereksinimi %30-40 oranında azaltılır.

Diyet %25-30 oranında yağ, %50-55 oranında kompleks karbonhidrat ve %20-25 oranında protein içermelidir. Toplam kalori 5-8 öğüne bölünerek verilmelidir.

Bu diyet 5 yaş ve üstü çocuklarda güvenle uygulanır.

Haftada 0.5 kg verilmesi amaçlanır. Diyet ile yavaş bir biçimde kilo verilmesi, kilo kazanımı olmaksızın boy uzamasının sürdürülmesi, diyet, egzersiz ve yeme davranışlarının değiştirilmesi, ailenin tedavi sürecine katılması ve obezitenin yinelemesinin önlenmesi sağlanmalıdır.

Egzersiz: Kilo kaybının iki temel yaklaşımı kalori kısıtlaması ve egzersizdir. Çalışmalara göre diyet ve egzersiz birlikte uygulandığında yalnızca diyete göre daha fazla kilo kaybına yol açmaktadır. Özellikle uzun dönemde, verilen kilonun korunabilmesi için egzersiz vazgeçilmez bir unsurdur.

Obezitenin davranışsal tedavisi

Davranışsal yaklaşımların amacı obez hastaların yeme alışkanlıklarını, aktivitelerini, düşünme biçimlerini değiştirmektir. Davranışsal yaklaşımların temelinde bireyin kendini disipline sokması yatar. Yine davranışsal yaklaşımların en önemli amaçlarından birisi düzenli fiziksel aktivite alışkanlıklarının hastalara kazandırılmasıdır.

Obezite ve genetik etmenler üzerinde yapılan araştırmalarda her iki ebeveyn obez ise çocuğun obez olma şansı %80, yalnızca biri obez ise oran %50, ikisi de obez değilse oran %9 olarak bulunmuştur.

Yeme Bozukluğunun Değerlendirilmesi

Değerlendirmede birçok modele ihtiyaç duyulmaktadır. Bunlar tıbbi değerlendirme, ergenle görüşme, aile ile görüşme, diyetisyenle konsültasyon ve eğer gerekli ise standartlaştırılmış ölçme araçlarının kullanımıdır.

Yeme bozukluğu problemi yaşayan ya da yeme bozukluğu olduğu şüphelenilen bireyler bir pediatrist ya da dahiliyeci tarafından detaylı bir muayeneden geçirilmelidir.

Tıbbi Değerlendirme:

Karaciğer, böbrek ve tiroid fonksiyonlarına yönelik kan testleri yapılmalıdır.Çıkarma(kusma) sonucunda ortaya çıkan elektrolit dengesizliği güçsüzlük, yorgunluk, kabızlık ve depresyon şikâyetlerinin ortaya çıkabileceği göz önünde bulundurulmalıdır. Yeme bozukluğuna sahip olmalarının sonucunda yaşamları tehlikeye girebilecek bireyler için hastaneye yatırılması kararında tıbbi değerlendirme anahtar bir unsurdur.

Ergenle mülakat:

Yeme bozuklukları sorunu yaşayan ergenlerle ilişki kurma güç olabilmektedir. Görüşmeci empatik ve cesur olmalıdır. Öncelikle şu başlıklar araştırılmalıdır:

Reglin başlangıcı
Aile çatışmaları
Ortaokul veya liseye başlama
Çıkma(romantik randevulaşmalar)
Romantik ayrılıklar
Aile içinde ya da dışında diyet yapan diğer bireyleri bilme

İkincisi; görüşmeci kalori sayma, yağ tüketimini sınırlama, aç kalma, öğün atlama, et ve protein tüketimini kısıtlama, fazla egzersiz, aşırı yeme, çıkarma davranışları ve diyet hapları gibi kilo kaybı çabalarının tarihçesini detaylı bir şekilde sorgulamalıdır. Görüşmeci, kafa karışıklığı, baş ağrıları, bayılma nöbetleri, güçsüzlük, düşük konsantrasyon, mide ve karın ağrıları ve reglin kaybolması gibi olası fiziksel semptomlara dikkat etmelidir.

Ailelerle mülakat:

Ergen, aile ile birlikte yaşıyorsa her iki ebeveynin de görüşmeye alınmasının birçok amacı bulunmaktadır. Birinci amaç ergenin gelişimsel tarihini değerlendirmektedir:

Doğum öncesi, doğum zamanı ve doğum sonrası komplikasyonlar
Erken beslenme geçmişi
Okul öncesinden ilköğretime geçiş
Anne ve babaya bağlanma farklılıkları ve kalitesi
Erken dönem mizacı
Aile sorunları
Kardeşler ve akranlarla ilişkiler

Diyetisyenle konsültasyon:

Diyetisyenle konsültasyonun temel amacı ergenin beden kitle indeksini(BKİ) ve iyileşme için kilo aralığını uygun beslenme temelinde belirlemektir. Konsültasyon ebeveynler için gereklidir. Diyetisyenin bilimsel bilgi birikimi yeme bozukluğuna sahip bireylerde genellikle gelişen yiyecekler hakkındaki yanlış inançları değiştirmesine yardım edebilir.

Standart değerlendirme:

Yeme bozukluklarının ölçülmesinde birçok formel araç kullanılabilmektedir. Bu ölçeklerin büyük çoğunluğu öz-aktarım ya da tanısal görüşme aracılığıyla bilişleri ve davranışları ölçmek için geliştirilmiştir. Diğerleri diyet ve yeme davranışları, diyet engelleri(birçok kez diyete girmiş ve başarısız olmuş kişiler için), beden imgesi ve görünüşleriyle ilişkili beklenti sonuçlarını ölçmektedir.

Kullanılan bazı araçlar şunlardır; Yale-Brown-Cornell Yeme Bozukluğu Ölçeği(YBC-EDS), Yeme Bozukluğu İncelenmesi(EDE), Yeme Bozukluğu Anketi(Ede-Q), Yeme Bozuklukları Envanteri-2(EDI-2), Bulimia Test-Gözden Geçirilmiş(BULIT-R), Kilo Verme Beklentisi Ölçeği(WLES), Çok Boyutlu Beden-Benlik İlişkileri Anketi(Mbrsq)

Yeme Bozukluğunu Açıklayıcı Kuramlar

1. Psikodinamik yaklaşım:

Psikodinamik model yeme bozukluklarını açıklamak için birbirinden farklı teoriler öne sürmüştür. Bunlar dürtü-çatışma modeli ve benlik psikolojisi modelidir.

Freud’un yeme bozukluğu hakkındaki görüşleri beslenmeyle ilişkili dürtülerde meydana gelen bir bozukluğun cinsel uyarımların idaresinde yaşanan başarısızlıkla ilişkilendirildiği yönündedir.

Freud, genital arzular ile oral arzuların yer değiştirdiğinden ve bilinç dışında ağız-vajinanın eşit olarak tasarımlandığından bahsetmektedir. Erken dönem psikodinamik yaklaşımda yeme bozukluğunda görülen semptomlar içsel cinsel çatışmaların ifadesi olarak görülmekteydi.

Psikodinamik görüş ve Minuchin(1975)

Çocuklarında yeme bozukluğu görülen ailelerde sıralanan özellikler şu şekildedir:

Müdahil olma: ebeveynlerin çocukların yerine konuşup hareket etmesidir.

Aşırı korumacılık: ailelerin kaygılarından kaynaklanan abartılı tutumlar sergilemesi.

Katıcılık: ailelerin var olan durumu koruması, değişimden kaçınmasıyla oluşur.

Çatışma çözümünde yetersiz kalınması: çatışmadan kaçınıp kronik olarak çatışmayla iç içe kalmasıdır.

2. Bağlanma kuramı:

Bowlby’e (1973) göre, bağlanma ilişkilerinin geliştirildiği kişiler ile olumsuz yaşantıların gerçekleşmesi, kaygı ve öfke duygularını ortaya çıkarmaktadır. Öfke, yeme bozukluklarında tedavi gidişini ve sonucu etkileyebilecek önemli bir etkendir. Çalışmalarda, yeme bozukluğu olan bireyler ile normal grup karşılaştırıldığında, yeme bozukluğu olan grubun kaygılı ve güvensiz bağlanma, terk edilme endişesi ve özerklikle ilgili güçlükleri daha belirgin olarak yaşadıkları bulgulanmıştır.

3.Bilişsel-Davranışçı Model:

AN’de görülen semptomların kilo ve görünümle ilgili hatalı inanç ve tutumlarından geliştiği belirtilmektedir. Bu bilişsel kusurlar iki uçlu düşünce biçimi(yemekler ya iyidir ya da kötüdür gibi), algısal seçicilik, keyfi sonuç çıkarma, aşırı genelleme, büyütme, -meli –malı kelimelere aşırı bir itimat, batıl itikatlı düşünme(zayıf olmak çekicilik, mutluluk ve başarı getirirken, şişmanlık başarısızlık, iticilik ve mutsuzluk getirir gibi) olarak sayılabilir.

Yeme Bozukluklarının Tedavisi

Hastanede Tedavi

Hastaneye yatışın gerekli olduğu durumlar:

Düşük tansiyon
Kalbe bağlı sorunlar; ritim bozuklukları vs.
Dakikada 45’ten az veya 100’den çok atan nabız,
Elektrolit bozuklukları / susuzluk veya sıvı kaybına bağlı sorunlar; potasyum seviyesinde azalma, glikozun düşmesi…
Kilonun olması gerekenin %25 altına düşmesi, hızlı kilo kaybı veya psikoterapiye rağmen kilo kaybının devamı

Aşırı yeme ve kusma davranışlarının bir gün içinde birkaç defa tekrarlanması ve hiçbir azalma göstermemesi,
Ayakta tedavide yaşanan zorluklar; tedavi uyumunun olmaması, kişinin seansları kaçırması, unutması veya ilaç tedavisini reddetmesi,
Kendine zarar verme davranışlarında artış ve buna eşlik eden ölüm düşünceleri
Ailenin tedaviye uyumu reddetmesi, kişiye verilen desteğin yetersizliği

Davranışçı Terapi

Yeme bozukluklarının tedavisi için davranışçı yaklaşım içinde kullanılan teknikler şunlardır:

Tepki önleme: Bu yöntemde bireyin kusması önlenir. Bireyler için kusma kaygıyı azalttığından bu yeme bozukluğuna sahip bireylerde eğer kusma engellenirse bireyin tıkanırcasına yemeyecekleri hipotezine dayanır. Ayrıca yeme bozukluklarının tedavisinde tepki önlemenin etkililiğine dair çok az deneysel destek bulunmaktadır.

Edimsel koşullama: Bu yöntem genel olarak hastane ortamında kullanılmaktadır. Araştırmalar kapsamlı bir tedavi programında edimsel koşullanmanın kullanılmasının yardımcı olduğunu göstermiştir.


Tepki ertelemesi: Bu yöntem hastanın aşırı yeme dürtüsünü örneğin alternatif bir aktiviteye katılarak ertelemesi için düzenlenmiştir. Teknik, tepke ertelenebiliyorsa olayların sırasının değişebileceği üzerine kuruludur. Bu tekniğin etkililiğini destekleyen çalışmaların olmamasına rağmen yeme bozukluklarının tedavisinde yaygın olarak kullanılır ve çok kabul görmüş bir tekniktir.

Kendini Denetleme teknikleri: Yeme bozukluklarına sahip bireylere yardımda, kapsamlı bir tedavi planı parçası olarak bu tekniğin kullanışlılığı kanıtlanmıştır. Bu müdahalede bireyin duygu, düşünce ve davranışlarının problemden önce ve sonrası için dikkatli bir gözlemini gerektirir. Buradan elde edilen bilgiler problem davranışa neden olan temelleri manipüle etmek için kullanılır.

Uyaran kontrolü: Bu teknik problemli yeme durumuna katılma fırsatlarını azaltmak ya da yok etmek için çevrenin düzenlenmesini içerir. Buna yönelik çok az araştırma yapılmıştır. Mantıksal açıdan aşırı yeme azaltmak akılcı olduğundan BDT programlarının çok önemli bir parçasıdır.

Kişiler Arası Psikolojik Danışma:

Uyumsuz ilişkilerin doğrudan veya dolaylı olarak yeme bozukluklarının gelişimini etkilediği hipotezine dayanarak danışanın ilişkilerine odaklanır. Araştırmalar bu yaklaşımın yeme bozukluğu tedavisinde BDT kadar etkili olduğunu ortaya koymuştur fakat sonuçların daha yavaş elde edildiği saptanmıştır.

Bireysel psikoterapi başlangıçta her gün kısa görüşmeler(15-30 dak.) şeklinde planlanır. Açlık durumu düzeldikçe hastalar daha iyi yoğunlaşabilir ve haftada3 kere daha uzun görüşmeler mümkün olur. Yiyecek ve kalorilere odaklanmaktan sakınılmalıdır. Görüşmenin başlangıcında birkaç dakika için hastanın korkularının azaltılması yararlı olabilir. Hastanın terapistini ebeveyni gibi görmesi biçiminde ortaya çıkan transferansnörozuna dikkatli yaklaşılmalıdır.

Ayrıca hastaya haftada iki kere 90 dakikalık hastanın duygularını,heyecanlarını tanımladığı, girişkenlik, hakkını arama ve öfke kontrolü gibi konularının işlendiği grup terapileri yararlı olur.

Aile danışmanlığı (Sistematik Yaklaşım):

Ailedeki uyumsuz örüntülerin yeme bozukluğu etiyolojisinde önemli bir rol oynadığı hipotezine dayalı olarak aile psikolojik danışması uzun zamandır tercih edilen bir tedavi türü durumundadır. Aile danışması sıklıkla kapsamlı bir tedavi paketinin bir parçası olarak kullanılmaktadır.

Müdahaleler basitçe bir aileye bozukluk hakkında bilgi vermekten ailenin yapısal örüntülerini değiştirmeye kadar farklılaşmaktadır. İkinci yaklaşım Yapısal Aile Terapisi’ne (YAT) dayanmaktadır ve yeme bozukluğuna sahip bireylerin fazlasıyla karmaşık, fazla korumacı ve çatışmadan kaçınan ailelerden geldiğine dair hipotezden hareket etmektedir.

Danışmanın amacı ergenin uygun ayrılma ve bağımsızlığına izin verecek şekilde ailesinden nihai olarak kopmasını etkinleştirmektir.

Ailelere çok katı ya da çok serbest olmayan sınırlar oluşturmaları için yardım edilir.

Hızlı İletişim
Numaranızı Bırakın,
Sizi Arayalım
Gizle